Hayat Bir Aynadır- İlişkilerimiz

Hayatın bir ayna olduğunu düşünürsek, karşımıza çıkan herkesin bizim bir yansımamız olduğunuz varsayabiliriz. Evet, bu o yalancıysa siz de yalancısınız demek. Çünkü kendinize yalan söylüyorsunuz. Güvenmediğiniz insanlardan uzak durmamak kendinize yaptığınız en büyük kötülük. Ondan emin değilseniz, kendinizden emin değilsiniz demek. Çünkü duygularınızı yeterince dinleyip ona göre hareket etmiyorsunuz. Bugün artık kendinizi dinleme ve en önemlisi duyma vakti. İçinizde bağıran, ağlayan, korkan ve sizi çeken sese kulak verin. Belki bunu yapmaya alışkın değilsiniz, belki küçükken bu gibi zamanlarda sizi dinleyen, size sarılan biri olmadı yanınızda. Olsun, şimdi siz varsınız. Zaten var olduğunuz için bunu yapmalısınız. Siz varsınız! Sizin bir bedeniniz, duygularınız, içgüdüleriniz, değerleriniz, inançlarınız, aklınız ve en önemlisi verecek sevginiz var. Ne olur enerjinizi düşüren olayların ve insanların içine çekilmeyin. Kendinize değer verin. İçinizde hissettiğiniz, karşınızda gördüğünüz, şikayet ettiğiniz, sizi durduran her olumsuz his sizin gölgeniz. Gölgenizden kaçmayın, onların derinine inin. Adı üstünde: gölge. “Bir anlamda var, bir anlamda yoklar.” (Osho- Yakınlık)

Şimdi size yapmayı çok sevdiğim, sevdiklerime de yaptırdığım bir uygulama vereceğim. Eşiniz, arkadaşınız veya patronunuzla ilişkinizi düzeltmek için yapabilirsiniz. Yazar ve onun öğrencisi Aykut Oğut kitaplarında kısaca diyor ki: “İlişkilerimizde gizli anlaşmalar yaparız. Mesela siz patronsunuz. Çalışanınız hep geç kalıyor ve bir şey demiyorsunuz. O zaman çalışan ‘zaten bir şey demiyor, o halde hep geç kalabilirim’ der. İşte bu bir gizli anlaşmadır. Sizi rahatsız eden sessiz anlaşmanın ne olduğunu bulduğunuzda yok farz etmeyin. Bu anlaşmada yaşadığınız tatminsizliği belirtin ve yeni bir anlaşma yapma niyetinde olduğunuzu söyleyin. Hayatınızda yapacağınız en önemli anlaşma kendinizin KİM OLACAĞINA dair verdiğiniz karardır. Hayatta deneyimledikleriniz ise kendinize dair hissettiklerinizin yansımasından başka bir şey değildir. Başkalarıyla yaptığınız her türlü anlaşma, aslında o ilişkide kim olacağınıza karar vererek kendinizle yaptığınız bir anlaşmadır.”

Sorular:
– Bu ilişkiyi benim için sorunlu hale getiren nedir?
– Bunu dert etmekten vazgeçsem ne olur? Sorun yok olur mu?
– Onun davranışları artık beni etkilemese ben kim olurdum?
– Bu ilişkide artık kurban olmamayı ve güçlü olmayı seçsem ben kim olurdum?
– Bu ilişkinin tamamen dışına çıksam, ilişkiye dışarıdan bakabilsem, bu ilişkinin nasıl olmasını isterdim?
– Bu sorunu hayatına davet eden kişi olarak ben kimim?
– Bu insanla nasıl bir sessiz anlaşma yapmış olabilirim?
– Bu sorunla artık yaşamamaya karar verirsem ben kim olurdum?

Bu soruları cevapladıktan sonra yeni bir anlaşma yapabilirsiniz. Anlaşma: görüş uyumu demektir. “Yeni anlaşmada sunmanız gereken ilişkide yeni olmayı seçtiğiniz siz, pazarlığın diğer yarısı ise bu yeni anlaşmada karşı taraftan istediklerinizdir.” Zaten bu uygulamayı yaptıktan sonra karşı taraf ile eğer hala ilişkiniz sürsün istiyorsanız onu tehdit ederek değil, aksine sevgiyle bir anlaşma yapmak isteyeceksiniz. Çünkü o sırada siz kendinizi seviyor olacaksınız. Zaten ilişkinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için önce o ilişkiyi gözden çıkartmayı göze almanız gerekir. Tabii ki hem Aykut Oğut’un, hem Darel Ruthelford’un kitaplarını (Çözüm Olmak) size ısrarla tavsiye ediyorum. Ben sadece bir özet yapmaya çalıştım. Size de bana iyi geldiği gibi iyi gelirse ne mutlu bana. Geleceğine de eminim.

Yazımı bitirirken yaşadığımız her şeyin bizim için bir öğreti olduğunu hatırlatmak isterim. Neden 80 yaşında değil de, bir bebek olarak dünyaya geliyoruz? Çünkü bu dünyaya tekamül için geliyoruz. Tekamül ise; gelişmek demek. Hem ruhsal, hem fizyolojik olarak. Yaşamlarımızın kıymetini bilmemiz ve bütün doğumların sancılı olduğunu unutmamamız dileğiyle. Hoşça kalın!

Satürn Yay Hikayesi

Merhaba Arkadaşlar,

Sevgili Satürn gezegenini bilirsiniz. Aslına sevgili desem de, Satürn’den son senelerde korkulduğunun farkındayım. Bu duruma şaşmıyorum çünkü Satürn haritamızda neredeyse orada korkularımız vardır. Bütün korkuların temeli ise ölüm korkusuna dayanır. Çünkü insan var olmak ister. İşte Satürn tam bununla alakalıdır. Satürn kuralları, sorumlulukları ve sınırları temsil eder. Gerçekçi, kontrollü ve seçici bir yapıdadır. Bir burçta ortalama iki buçuk sene kalır ve toplumsal olaylara imza atar. Bu yüzden ona sosyal gezegen denir.  İnsan, sosyal bir varlıktır. Sosyal dünyada ise: kurallar, ahlaki değerler, ülkeler vs vardır. Bunlar olmazsa insan zaten yaşayamaz. Okan Tanşu Hocam “Kural olmazsa insanı insanı yer.” demişti. (Tavsiye ettiği kitap+ film Lord of the Flies )

18 Eylül 2015’de Yay burcuna kesin giriş yapan Satürn, 20 Aralık 2017’ye kadar burada kalacak. Satürn hiçbir yere boşuna gelmez, yapacak bir işi vardır. Zaten evrende hiçbir şey boşuna değildir. Her şey bir sistem ve plan içinde işler. Şimdi biraz Yay burcunu tanımak gerekir. Yay burcu: Satürn gibi sosyal ama onun tam tersi olan Jüpiter’in yönetimindeki bir burçtur. Jüpiter adaleti temsil eder, Satürn ise kural koyar. Yay burcu hep bir anlam arayışındadır. İnançlarla, felsefelerle ve ideolojilerle ilgilidir. Bunları da genelde uzakta arar. Genişlemek ve keşfetmek ister. Bir yandan daraltan ve bastıran Satürn, bir yandan fanatik ve abartan Yay bir araya gelirse neler olur? Satürn’ün Yay’a geldiği zamanları da inceleyerek bunlar sıralanabilir:

  • Dar görüşlülük ve muhafazakarlığın hakim olması
  • Dini kalıpların ve hayata bakışın sorgudan geçmesi ve yargılanması
  • Kendi inanç ve ideolojilerini empoze etme veya dayatma isteği
  • Özgürlüklerin kısıtlanması (medya, turizm, hukuksal konular)
  • Savurganlığın disipline edilmesi
  • Yüksek eğitimi düzene sokma

Bütün bunları çoktan yaşamaya başladık. Dediğim gibi; Satürn adeta bir öğretmen gibidir ve bize vermesi gereken dersi verene kadar karşımıza başka imtihanlar çıkaracaktır. Biz ise olanlara sürekli aynı tepkiyi verirsek bu imtihanı geçemeyiz. Ama bilinçli olursak hem kendimiz, hem evren, hem bizden sonra bu dünyaya gelecek her canlı için bir ışık yakmış oluruz. Peki bunu nasıl yapabiliriz?

  • Önce kendimize bakalım ve kendimizi eleştirelim. Üstümüze düşen görevleri anlamaya çalışalım, suçu başkalarına atmaktan vazgeçelim. (Mesela Satürn’e :p)
  • Düşünelim. Belki çok har vurup harman savuruyorduk. Düşüncesizce yiyor, içiyor ve harcıyorduk. Unutmayalım; insan azaldıkça, çoğalır.
  • Kişilere değil, olaylara karşı olalım. Onun ülkesi, benim dinim diye bakmayalım. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın zihniyetinden vazgeçelim.
  • Fanatik olmak için illa bir siyasi partiye, dine veya takıma bağlı olmak gerekmediğini anlayalım. Kendisi gibi düşünmeyeni dışlayan herkes fanatiktir. (Kubilay Aktaş’ın sohbetleri Video )
  • İstediğimizi barışı başkalarını kınayarak değil, anlamaya çalışarak sağlamaya çalışalım. Komşumuzun evrenini kucaklayalım ki bize açılsın.

Ben deniz Satürn Yay döneminde doğmuş biri olarak bu yazıyı birinin paylaştığı video’yu izledikten sonra yazmaya karar verdim. Amacım Satürn Yay’dan yola çıkarak fanatikliğe değinmekti. Egomun kendini tuttuğum takım, inandığım din, ait olduğum ülke veya oy verdiğim partiyle var etmeye çalıştığının artık farkındayım. Onun beni bunlarla sınırlamak istediğini biliyorum. Halbuki ben onlar olmasa da varım ve onlardan çok öteyim. Eğer ona ayak uydurursam, “ben haklıyım, sen değilsin.” derim ve sınırlarım dışında olan herkesi tehdit olarak algılarım. (Teşekkür ederim Tuğçe Saykı) Sınırsızlığı keşfetmek için sınırları (egonun) bilmeliyim.

Farklı dilden konuşsak da, farklı inançlara sahip olsak da birbirimize karşı hoşgörülü olmamızı diliyorum. Umuyorum ki yazım okuyan herkesin kalbinde veya aklında bir yerlere temas eder. hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı

Hoşça kalın! 🙂

Yıldızlara Göre 2016’da Dünya ve Türkiye’nin Durumu

Merhaba Arkadaşlar,

Çok değerli bir astrolog ve benim de ders aldığım Öner Döşer dün Fatih Altaylı’nın sunduğu Teke Tek programındaydı. Bir astroloji sever olarak tabii ki televizyon karşısındaydım. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki: Fatih Altaylı sorduğu mükemmel sorularla program sunucularının kaliteli olmasının ne kadar fark yarattığını bizlere göstermiş oldu. Astrolojiyi öğrenen biri olarak, benim bile aklıma gelmeyecek sorular sordu. Tabii ki Öner Döşer de işin ehli olarak hepsini gayet açıklayıcı bir şekilde yanıtladı. Eminim benim gibi birçok astrolojiyle ilgilenen kişiler için çok yararlı olmuştur. Tabii ki sadece bizim için değil, astrolojiye inanmayan, ekonomi veya siyasetle ilgilenen, “ah bu ülkenin hali ne olacak?” diyen, dünyanın olumsuz gidişatından kendini korumak isteyen herkes için çok faydalı bir program oldu. Ben de şimdi size dünkü programın özetini yapacağım. Aralarına yine Öner Döşer’in katıldığı başka programlarda ve derslerde verdiği bilgileri de ekleyeceğim.

  • 2016 yılında Güneş sisteminin iki büyük gezegeni Jüpiter ve Satürn değişken burçlarda. (Başak- Yay) Bu yüzden olaylar değişkenlik gösterebilir. Biz bu değişen koşullar karşısında direnç göstermek yerine, daha esnek davranmalıyız. Adapte olmayı öğrenmeliyiz.
  • Dünya ekonomisinde ve ticarette krizler olacak.
  • 2016’da dört tutulma var. İlki: Rusya, Pakistan ve Afganistan’ı, ikincisi: Rusya ve Çin’i, üçüncüsü: Türkiye, Irak, Rusya, Suudi Arabistan’ı, dördüncüsü: Pakistan, Rusya, Kazakistan ve Hindistan’ı tetikleyecek.
  • Rusya göründüğü üzere baş rolde. Çok gündemde olacak. Putin güç gösterisi yapacak. Bölgede gücünü yoğun bir şekilde göstermek isteyecek. Özellikle Eylül ayında sert kararlar alacak.
  • Fransa: fanatik saldırılara hala açık.
  • ABD: Ekonomide zorluk. 2017’ye kadar global depresyon.
  • Abd seçimleriyle ilgili bir takım spekülasyonlar ve entrikalar olabilir.
  • Hillary Clinton’un seçileceğini tahmin ediyor. Böyle olursa Türkiye avantajlı olur. Çünkü Hillary Clinton’un haritasında Akrep burcunda gezegenlerin olması, Akrep burcu olan Türkiye ile iyi ilişki kurabileceğini gösteriyor.
  • Eylül, Ekim ve Kasım aylarında borsada yanıltıcı durumlar olacak. Yukarı doğru çıkıyormuş gibi yapacak. Dolandırıcılık artabilir.
  • Türkiye bütün bu krizlerden fırsatlar yakalayabilir. Krizler Türkiye’ye kapı açma niteliğinde olacak.
  • Türkiye ilkbahar ve sonbaharda (özellikle Eylül) işbirliklerine açık olacak. Bölgesel teröre karşı çıkmak için. (Rusya’nın sert çıktığı zamanlar)
  • 2019, Türkiye’yi önemli ve enteresan bir konuma taşıyacak. Uluslararası ilişkiler konularında dengeleri kuran ve barışı sağlayan bir rol üstlenecek. (Türkiye’nin ilerletilmiş haritasında tepe noktasında Venüs Neptün kavuşumu oluyor.) Bundan önce agresif enerjiler söz konusu.
  • Mart’tan sonra ve Ağustos ayında terör artabilir. Savaş olmasa bile savaş enerjisi var. Bu dönemde takıntılı ve inatçı kişiler zarar görecek. Duyarlı kişiler ise kazanacak.
  • Kapitalizmin sonlarına geliniyor.
  • Buzul çağına giriyoruz. 2020 çok soğuk olacak. Bitkiler donabilir, uluslar birbirleriyle çatışabilir.
  • Çin 2021’den sonra çok parlayacak.
  • Bu yıl depresyon ve panik atak artabilir. Yardım almaktan çekinmeyin
  • Öner Döşer’in 2012’den beri girdiğimiz dönemde neler tavsiye ettiğini buradan bulabilirsiniz: http://www.onerdoser.com/Y106_1_2012-astroloji-haritasindaki-venus-mesajlari.html

Şimdi de astrolojiye inanmayanlar veya kafalarında soru işareti olanlar için birkaç bilgi vermek istiyorum.

  • Osmanlı zamanında 30 küsür müneccim başı devlet için çalışıyordu.
  • Rönesansın son döneminde tıpta astroloji bilmeyen diploma alamıyordu.
  • Fatih Sultan Mehmet’e müneccim başı haritasına bakarak ne zaman öleceğini bildirmişti.
  • Öner Döşer’in hocası olan Amerikalı astrolog Robert Zoller 11 Eylül olayını altı ay öncesinden öngörüp devlete bildirmişti. Buradan bununla ilgili belgesele ulaşabilirsiniz : “The Other Nostradamus”

Bir yazının daha sonuna geldik. Umarım bütün bu bilgiler sizin için aydınlatıcı olmuştur ve size doğru bilgiler vermişimdir. Bir astroloji sever olarak 2016’da; soran, araştıran, sorgulayan, bilimle haşır neşir olan, sebep-sonuç ilişkileri arayan insanların özellikle erkeklerin astroloji öğrenmelerini diliyorum. Umarım 2016 yılı astrolojinin astronomiyle, bilimin dinle, evliliğin aşkla, akılların kalple birleştiği bir yıl olur.  Çünkü her şeyin temelinde sevgi var ve her şey bir kaynaktan geliyor.

Sevgiyle kalın!

“Dünya dönüyor sen ne dersen de…” Şarkısı

 

Burçlara Göre 2015 Günlüğü ve 2016 Dilekleri

Sevgili Arkadaşlar,

Koskoca bir yılı daha geride bıraktık. Aklıma Teoman’ın sözleri geliyor: “Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken, yıllar hayatlar geçiyor?” Dile kolay, tamı tamına 365 gün! Söylemesi ne kadar kolay değil mi?

2014’e girerken sevgili ablam bana bir ‘Moleskine’ günlük aldı, kırmızı (rengi ben seçtim) O senelerdir günlük tutar. Ben de çok şükür bu alışkanlığı edindim, hatta boynuz kulağı geçti bile diyebiliriz! 🙂 2015’te ise yine kırmızı ‘Ece’ marka bir günlük  kullandım. Günlüklerimi okusanız bana gülebilirsiniz. Amaaan! Zaten hangimizin hali ve hayatı komik değil ki? Değişen düşünceler, değişen duygular, değişen isimler… (Şarkısı: Düzen böyle, hiç söylenme, üzülme asla. Böyle gelmiş, böyle gitmez, değişir dünya. ) Ne aynı kalıyor ki bu hayatta? Bu sorunun cevabı tabii ki sevgi! (Bu arada izlemeyenlere tavsiye edilir “My mad fat diary”)

İnsan günlük tutunca kendisiyle konuşması kolaylaşıyor. Yaşadıklarını, deneyimlerini daha iyi analiz edebiliyor. Bu yüzden, bu yılbaşında kendinize şöyle güzel bir günlük almanızı öneriyorum. Ben de sizin için 2015- 2016 yorumlarını bu şekilde yapmak istedim. Umarım beğenerek okursunuz. Her anınızın çok değerli olduğu bir yıl geçirmeniz dileğiyle!

“Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya
Kalp durur
Akıl unutur
Ben dostlarımı ruhumla severim
O ne durur, ne de unutur.”

 

Geçip giden zamanları bir yerlerde bulma zamanı! (8 Temmuz- 23 Temmuz)

Merhaba Arkadaşlar,

Merkür 8 Temmuz ve 23 Temmuz arasında Yengeç burcunda olacak. Düşüncelerimizin şefkatli, etrafa karşı duyarlı ve zihnimizin bolca geçmişe gideceği bir döneme giriyoruz. Gökyüzündeki iletişim atmosferi bu yönde ve biz de buna bilinçli bir şekilde ayak uydurabiliriz. Mesela: eskiden sevdiğiniz şarkıları dinlemek, raflarda kalan fotoğraf albümlerine bakmak veya belki uzun zamandır aklınıza gelen ama konuşmadığınız arkadaşlarınızla, kardeşlerinizle hatta öğretmenlerinizle temasa geçmek için ideal bir zaman.

Peki, bakalım siz hayatınızın hangi alanında bu enerjileri daha fazla hissedeceksiniz? Yükselen burcunuzu da lütfen okuyun.

Koçlar: Ev, aile, baba ve iç dünya.
Boğalar: Kardeşler, komşular ve iletişim.
İkizler: Maddi değerler, kazançlar, para ve gelir.
Yengeç: Kendini ifade etme tarzı, kişisel konular.
Aslan: Geçmişe ait konular, bilinçaltı ve rüyalar.
Başak: Sosyal aktiviteler, arkadaşlar ve idealler.
Terazi: Kariyer, toplumsal rol ve anne.
Akrep: Seyahat, felsefe ve din.
Yay: Paylaşılan kaynaklar ve davalar.
Oğlak: İlişkiler ve ortaklıklar
Kova: Sağlık, günlük işler ve iş ortamı.
Balık: Hobiler, aşk ve çocuk.

Not:
1- Merkür iletişim, haberleşme ve düşüncelerle ilgilidir.
2- Yengeç burcu su elementinden bir burçtur ve mizacı hissidir.
3- astro.com’dan yükselen burcunuzu ve buna göre Yengeç burcunun denk geldiği evi bulabilirsiniz.
4- İnsanın işlevlerini gezegenler, onları nasıl kullandığımızı burçlar, hayatın hangi alanında kullandığımızı ise evler gösterir.

“Ben Öz’gürüm”

Merhaba Arkadaşlar,

Astrolojiyi profesyonel anlamda öğrenmeye başladığımdan beri (2013) size yazıyorum. İlk zamanlar geleceğimle ilgili sorularımın cevabını öğrenmek için acele ederken, şu an astrolojinin temel bilgileri üzerinde durmayı tercih ediyorum. Çünkü her konusu benim kendimi ve insanları daha iyi tanımamı ve anlamamı sağlıyor. Amacım ise: hayatı çözerken bunu sizinle de paylaşmak.

Evrenin enerjisi her dakika birbirinden farklı, yaşam sürekli değişiyor. Bunun en somut göstergesi de: birbirinden farklı milyonlarca insan. Diğer canlılardan bizi ayıran ortak noktamız ise: bir ruhumuzun olması. Tıpkı astrolojideki Güneş’in sembolü gibi: yuvarlağın ortasındaki nokta sonsuz ruhu temsil ediyor. Herkesin bu dünyadaki kapladığı yer eşit ama herkes birbirinden farklı. (İngilizce: unique) Bu tekliğin bir göstergesi ise: astroloji haritalarımız. Dünyaya gözlerimizi açtığımız ve nefes aldığımız ilk anın enerjisini bize astroloji haritalarımız gösteriyor. Çok sevdiğim bir hocam sunum dersi için “Introduction is the first impression.” (Giriş ilk izlemindir.) demişti. Doğduğumuz anı bu hayata bir giriş olarak düşünebiliriz. Ve o an gökyüzündeki gezegenlerin, güneşin, yıldızların konumu; evrenin enerjisini oluşturuyor. Biz bu enerjinin ne olduğunun farkında olalım ya da olmayalım, bu enerjiyi hayata geçirmekle yükümlüyüz; aynı annemizin, babamızın bize verdiği isimlerin enerjisi gibi. Bir sunum olduğunuzu varsayın: ne anlatmak istiyorsunuz, neden buradasınız, ne verebilirsiniz, ne almak istiyorsunuz? İşte bunun için konuya hakim olmalı, yani kendimizi tanımalıyız. İletişim Modeli

Kendimizi tanımamız ise sadece burcumuzu veya haritamızı bilmekle olmuyor. Kendimizi tanımamız; yaşadığımız yere bakmamızı, kullandığımız kelimelerin bile iç anlamlarını incelememizi, neyi neden istediğimizi düşünmemizi, hayatta olan her kavramın neden var olduğunu düşünmemizi, zıtlıkların zıtlığını oluşturan öğeleri anlamamızı ve belki en önemlisi her an bilinçli olarak duygularımızı dinlememizi gerektiriyor. Ve bu hiç bitmeyecek bir serüven! Koşullar; zaman, mekan ve insanlar sürekli değişiyor. Yıldızlar, elementler, Ay, görebildiğimiz, dokunabildiğimiz, duyabildiğimiz her şey insan için yaratılmış. Hepsi önümüze serilmiş, yeter ki bakmasını bilelim. “Her şey insan için.” derler. Güzel görelim, güzel düşünelim ve her şey için şükredelim. Hakkında Aforizmalar

Ben kendimle ilgili ayrıntılara dalmışken (harita detayları) kendime bir de uzaktan bakmayı denedim. Önce canlıyım, önce insanım, önce kadınım derken; alttaki kümeleri yapıp, içlerini doldurdum. Canlı olmanın özelliği ne? Kadın olmak ne demek? İnsan olmanın sorumluluğu nedir? Banu Saykı olarak ne yapabilirim? gibi çeşit çeşit sorular sordum kendi kendime. İnşallah hepsinin cevabını sizinle paylaşmaya çalışacağım, Banu Saykı olarak 🙂 Burçlar kuşağı ile kendimizi tanımaya başlamıştık, şimdi gezegenlerle buna devam edeceğiz. İçimizdeki evrene sahip çıkalım arkadaşlar. Her zamanki gibi sorularınızı, cevaplarınızı ve fikirlerinizi istiyorum.

Benzerliklere odaklanıp, zıtlıkları kabul etmemiz dileğiyle.

Hoşçakalın! 🙂 Şarkısını dinleyin: “Ben Özgürüm”

Kimsin
Kümeler

Oğlak Burcunda Dolunay: Ruhumuzla Açılma Zamanı!

Dolunay zamanları dürtülürüz. Uykumuz kaçar, cesaretimiz artar. Çünkü zıtlıkları fark ederiz; dengeyi bulmamız için dengesizliği hissetmemiz gerekir.

Bu dolunayda iki dengesizlik var. İlki: her dolunayda olduğu gibi Güneş ve Ay zıt burçlarda. İkincisi: duyguları temsil eden Ay; duygularını kontrol altına alan ve ihmal eden Oğlak burcunda.

Enerjimiz ve amacımız duygularımıza ve ailemize odaklıyken; Ay kocaman haliyle kendini statüye adapte etmiş durumda. Peki, bu durumu nasıl dengeli hale getirebiliriz?

  • Ailenin toplumun bir yapısı olduğu hatırlanmalı. Yani; dışarıdan nasıl gözüktüğümüz hem seçtiğimiz mesleklerle, hem ilişki kurduğumuz kişilerle alakalıdır.
  • Somuta odaklandığımız kadar, soyut olana da odaklanmalıyız. “Bedenimiz sınırlıdır, ruhumuz ise sınırsız.”
  • Yoga veya nefes egzersizi yapanlar tepe çakralarını açmak için çalışabilirler.
  • Mor rengini iki hafta boyunca yazarken, giyinirken, hayal ederken vs. kullanın.
  • Lavanta koklayın, lotus çiçeğini inceleyin.

Not:

  • Dolunay: Ay 9° Oğlak, Güneş 9° Yengeç burcunda olacak. Aralarında 180° (altı burç) karşıt açı var.
  • Oğlak burcunun yöneticisi Satürn, taç çakrasıyla bağlantılıdır. Rengi mordur. Kokuları: lavanta ve lotus çiçeğidir.
  • Güneş’in işlevi: bilinçli davranışlar, Ay’ın işlevi: adaptasyondur.
  • Yengeç; korumakla ilgilidir, Oğlak; inşa etmekle.

Evren ve Spor

Merhaba Arkadaşlar,

Bu yazımı okulda spor ve astrolojiyi birleştirdiğim bir ders için yazmıştım. İki senedir ablam ısrarla yogaya başlamam gerektiğini söylüyordu. Ben de başlamam gerektiğini rüyamda gördüm. Sonunda başladım ve şu an çok mutluyum. Yürümek, yüzmek, koşmak hareket içeren her şey güzel. Ve sırf aldığımız nefesi izleyerek bile içsel bedenimizi hareketlendirebiliyoruz.

Evrende her şey hareketli ve evren hareket üzerine kurulu. Gez-egenler, dört element olan ateş, hava, su hatta toprak bile hareketli. Bunun üzerine biraz araştırma yapınca da Newton’un evrensel çekim yasasını geliştirdiğini görüyoruz. Evrendeki her şey dönerek belli bir yörünge çiziyor. Yani: doğanın insana dayattığı bir numaraları faktör: yer çekimi.

İnsanın yaptığı bir şeyi anlamak için insanı anlamak gerekir. İnsanın yaptığı her şeyde bir amaç ve bir güdü vardır. İnsan güdülerinden bir kaçı da; hayatta kalabilmek, soyunu devam ettirebilmek ve sosyalleşmektir. Ve insan bunun için kendiyle, doğayla ve başkalarıyla mücadele eder. İşte buna; spor denir.  Spor harekettir. Hareketsiz, cansız, durağan spor yoktur. Olamaz. İnsan doğası gereği zaman içinde içgüdüsel olarak hareket olgusunun dinamiğini yakalamış, geliştirmiş ve hareketi hayatın temeline oturtmuştur. İlkel topluluklarda bile aynı yarışma ritüellerine rastlandığı gibi aynı zaman da “folklorik dans” adını verdiğimiz ritüeller de aynı temele yani harekete dayanır. Her toplumda dans vardır. Her canlı kendi cinsini korumak zorundadır, bunun için de çoğalmak zorundadır. Hareket, spor ve dans aynı zaman da ve belki de temelde diğer canlılarda da görülen çiftleşmeye yönelik bir davranış biçimidir. İnsan canlısı da spor yaparak (hareket ederek) karşı cinsi cezp etmeye çalışmaktadır. Para yani ekonomik güç de aslında aynı temel sebebe dayanır ve parayı elde etmek için çalışmak, çalışmak için de hareket gerekir.

Spor aynı zaman da başkalarıyla etkileşim kurmayı yani sosyalleşmeyi de sağlar. Kişi sadece doğayla temas halinde olsa bile bu onu yaşamda canlı kılar. İnsan kendini yaşadığı evrene daha fazla ait hisseder.

İnsanın yaptığı bir şeyi anlamak için aynı zaman da yaşadığı evreni de tanımak, bilmek ve anlamak gerekir. Her şeyin bir nedeni vardır ve önemli olan bunları fark edip bilinçli olmaktır. Nasıl ki insan hareket edince kendini var yani diri hissediyorsa, farkında olarak yaşamak da insanı diri kılar. Hayattaki her şey insanlar içinse, insanın kendini tanıması için bir sürü fırsat vardır. Ve insan kendini tanıyabildiği ölçüde ortaya koyabilir.

Her şey hareketlidir.

Hareket berekettir.

Sevgiler 🙂

Burçlar Kuşağı

Merhaba Arkadaşlar,
Astroloji dedik mi aklımıza gelen ilk şey tabii ki burçlar. Burçlar hakkında bolca yazılara ve kitaplara ulaşmamız oldukça kolay. Hepimizin az da olsa illa bir fikri var burçlar hakkında, özellikle kendi burcumuz hakkında. Herkes kendi burcunu okumaya bayılır. Zaten “Burçlara inanmam ama burcumun özelliğini taşıyorum” gibi çelişkili cümleler kuran bir çok insanla karşılaştığınıza eminim.
Astrolojide burçlardan daha çok gezegenleri anlamak gerekir. Her gezegenin bir enerjisi vardır. Burçlar gezegenlerin doğalarını nasıl ortaya koyacaklarını açıklar. Bize sorulduğunda söylediğimiz burcumuz ‘güneş’ burcumuzdur. Güneş nasıl her günümüzü aydınlatıyorsa, astrolojide de bize hayat veren gezegen olarak geçer. Güneş; kimliğimizi, hayattaki amaçlarımızı ve bilincimizi yansıtır. Nasıl ki gezegenler güneşin ışığından yararlanıyorsa, biz de özümüzü çok iyi tanıyıp hayattaki isteklerimizi ve amaçlarımızı ona göre belirlemeliyiz.
Bazı kişilerle anlaşamayız, o kişinin burcu zıt veya gölge burcumuz olabilir. Ya da birbirini görmeyen burçlardan olabiliriz. Bu o kişileri kötü yapmaz. Daha önce benim de ön yargılarım vardı bazı burçlar hakkında. Ama astrolojiyle onları gerçekten tanımaktan öte, kabul etmesini öğrendim.
Burçları konuşurken amacımız hep birlikte her burcu tanımak, iyi ya da zor yönleriyle kabul etmek olsun. Gerekirse yönetildiği gezegenlere, zodyaktaki yerine bir göz atıp onları anlamaya çalışalım.
Ben size burçları anlatırken her zaman yaptığım gibi o burçtaki insanların ortak özelliklerini anlatmaya çalışacağım. O burç nasıl bir arkadaş, nasıl bir ebeveyn, nasıl bir çalışan, kardeş ya da sevgili? Sizin de bana mümkün olduğunda o burçtan tanıdığınız insanlar hakkında yorumlar yapmanızı istiyorum. Her burca istediğiniz kadar kızabilirsiniz, ya da her burcu övebilirsiniz 🙂 Nedenlerini, kendi haritanızdaki o burcun yerini beraber araştırarak bulabileceğimizi umuyorum.Sonra da bir orta yolu buluruz.
360 derece olan zodyak kuşağının on iki eşit parçaya bölünmesiyle 12 tane burç ortaya çıkar. Altta kendi ellerimle çizdiğim (umarım beğenirsiniz) içinde evlerin bulunduğu ve her evin yönettiği burçları gösteren bir zodyak kuşağı paylaşıyorum. Burçların hangi gezegene ait oldukları ve her evin anlattığı kilit kelimeler yer alıyor. Sizin haritanız da böyle oluşuyor. İlk evinize yükselen burcunuz düşüyor, dereceler ve dakikalara göre de diğer burçlar evlere yerleşiyor. Hadi bir göz atalım ve burçlara giriş yapalım. Sormak istediğiniz, kafanıza takılan, anlamadığınız her şeyi sorabilirsiniz her zamanki gibi.
Sevgiler 🙂

burçlarkuşağı

“Hayatınızın Amacı”

Merhaba Arkadaşlar,
“Yüksek bir amaç arayışında olan herkese ithaf edilmiştir” cümlesiyle giriş yapan Hayatınızın Amacı kitabını sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Yıllar önce okuyup pek anlamlandıramadığım ama babamın ve ablamın ısrarla üzerinde durduğu bu kitabı yeni de olsa keşfettiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü bu kitap insanın yeteneklerini hem farketmesini, hem onları nasıl kullanabileceğini anlatıyor. Yazar Dan Millman’ın dediğine göre “Doğum sayımız sorunları ve potansiyeli işaret eder. Potansiyeli gerçekleştirebilmek için önce sorunları halletmemiz gerekir.” Kitabı alıp kesinliklikle okumanız gerekiyor. Kitabın içeriğiyle ilgili çok ufak özetler yazacağım ki sizi kitabı almaya teşvik etsin.
Şimdi ilk yapmamız gereken sayımızı bulmak! Bunun için doğum tarihimiz gerekiyor tabii. Çok basit. Mesela ben 27- 09- 1988 tarihinde doğdum, bu durumda yapacağım işlem bu:
2+7+0+9+1+9+8+8= 44  ve çıkan son sayıyı da toplayacağız. 4+4= 8 Burada iki sayı da önemli bizim için.
Yani benim doğum sayım 44/ 8 oluyor. İki taraftaki sayıların da enerjileri önemli ama sağ taraftaki sayının enerjisi daha güçlü. Fakat mesela bazen 29/11 ya da 39/12 çıkabiliyor, 11’i ve 12 sayılarını bir daha toplamıyorsunuz. 11 çıkanlar 1’i, 12 çıkanlar ise hem 1’i hem 2’yi okuyacak. Çıkan sayılarında 0 olanlar, 0’ın anlamını da okusun.
Kitap da ünlülerin sayıları yer alıyor. Ben de yazının sonunda size bir kaç örnek vereceğim. Sizin de aklınıza gelirse paylaşabilirsiniz. Anlamadığınız ya da sormak istediğiniz soruları her zamanki gibi bekliyorum.
Sevgiler 🙂
Haydi, şimdi sayıların ne anlamlara geldiğine bakalım!

1:Yaratıcılık ve Güven
11: İki Kat Yaratıcılık ve Güven 29/11 – 38/11 – 47/11
2: İşbirliği ve Denge
12: Yaratıcı İşbirliği ve Denge 39/12 – 48/12
3: İfade ve Duyarlılık
4: İstikrar ve Süreç
5: Özgürlük ve Disiplin
6: Vizyon ve Kabul
7: İtimat ve Açıklık
8: Bolluk ve Güç
9: Bütünlük ve Bilgelik
0: İçsel Yetenekler

1 Yaratıcılık ve Güven: Yüksek enerjileri vardır. Bu enerji bolluğu onlara yaratıcı işler koyma yeteneği verir. Kendilerini ifade etme ihtiyaçları vardır, eğer bu enerjilerini iyi kullanamazlarsa yıkıcı bağımlılıklar yaşayabilirler. Risk almalı ve enerjilerini serbestçe kullanmalılar. Kendilerini merkeze koyup, başkaları tarafından farklı gözükmeye bile cesaret etmeleri gerekir. Güvensizlik ve bağımlılıktan, güvene ve yaratıcılık yoluna gidebilirler. Pozitifte yaratıcı sanatçıları, negatifte tiryakileri oluştururlar.

2 İşbirliği ve Denge: Kendi sınırlarını belirlemeli ve başkalarıyla iş birliği içinde çalışmayı öğrenmeliler. İç çelişkilerini ve çatışmalarını çözümledikten sonra dış dengeyi sağlayabilirler. Değişikliklere ayak uydurmalı, başkalarının sorumluluklarını üstlenmemeli ve gerektiğinde hayır demelerini öğrenmeleri gerekir. 2 enerjisiyle çalışanlar büyük bir hizmet gücüne sahiptir ve insanlara destek verme ve yol gösterme konusunda son derece başarılılardır. Aşırı özveride bulunup sonra içerlemeden, denge ve diplomasi yoluna gidebilirler. Pozitifte diplomatları, negatifte aşırı özverilileri oluştururlar.

3 İfade ve Duyarlılık: Duygu ve fikirlerini ifade etme ihtiyaçları vardır. Bunu dürüst ve olumlu şekilde yapmaları gerektiğini öğrenmeliler. Etrafa ve kendilerine karşı çok duyarlı olurlar. Kendilerine olan şüpheden vazgeçip, en derin duygularına kulak vermeliler. Kendi duygularına karşı saygılı olduktan sonra başkalarına da aynı şeyi yapmaları için ilham verirler. Depresyon ve kurnazca yönetmeden, etkileyici ifade ve sezgi yoluna gidebilirler. Pozitifte hatipleri, negatifte manik-depresifleri oluştururlar.

4 İstikrar ve Süreç: Hedeflerine giden yolda önce sağlam temeller atmalı sonra sabırla adım adım ilerleyen bir süreci izlemeliler. İç istikrarı kendi içinde bulmaları, karar verirken iyiyi de kötüyü de düşünmeleri öyle karar vermeliler. Zorluklar ve sorunlar karşısında yılmamalılar, kesin bir niyet, odaklanmayla ve en derin sezgilerine güvenerek sürece kendilerine kararlı bir biçimde adamalılar. İstikrarsızlık ve kararsızlıktan, güven ve düzen yoluna gidebilirler. Pozitifte analistleri, negatifte kararsızları oluştururlar.

5 Özgürlük ve Disiplin: İç özgürlüğe ulaşmalarına ihtiyaçları vardır. Bunun için çok yönlü yeteneklerini odaklanarak ve disiplinle kullanmaya öğrenmeleri gerekir. Blöf yaparak bir şey yapar gibi görünmeye çalışırlar. Çabuk sıkılırlar. Aşırı bağımlılıkla aşırı bağımsızlık arasında gelirler. Hayatlarına dikkatlice disiplin uygularlarsa kendilerine olan saygıları artar. Başkalarına tabii olmaktan ve aşırı duygusalıktan, dirayet ve kendine güven yoluna gidebilirler. Pozitifte kaşifleri, negatifte başkalarının yardım ve desteğine en muhtaçları oluştururlar.

6 Vizyon ve Kabul: Kendilerini ve başkalarını olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmeleri gerektir. Bunun için önce kendi hayatlarının kusursuzluğunu kabul etmeliler. Yüksel idealleri vardır ve bunlara kavuşmak için mevcut realiteyi kabul edip, anı yaşamalılar. Sadece kusurları görme eğiliminden, kendilerini başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçmeliler. Kendilerini daha az yargıladıkça, başkaları da onları daha az yargılar. Düş kırıklığı ve eleştirmeden, geniş görüşe ve kabul yoluna gidebilirler. Pozitifte yargıçları, negatifte perfeksiyonistleri oluştururlar.

7 İtimat ve Açıklık: Kendi içlerindeki bilgiye ve sevgiye itimat etmeye ihtiyaçları vardır. Sonra duygularını başkalarına açacak kadar başkalarına güvenebilirler. Keskin bir zekaya sahiptirler, doğadaki toprak, deniz, çiçekler ve gökyüzünden zevk alırlar. Yanlış anlaşılma ve ihanete uğrama korkularından vazgeçmeliler. İçlerindeki güzelliği başkalarına açıp, içgüdü ve sezgilerine güvenip hep özlerine sormalılar. Paranoya ve yalıtılmışlıktan, açıklık ve içgörü yoluna gidebilirler. Pozitifte bilginleri, negatifte paranoidleri oluştururlar.

8 Bolluk ve Güç: Kendi içlerinde bolluk ve güç duygusunu hissetmeliler. Sonra bunu yüksek bir amaca hizmet ve başkalarının hayrına kullanabilirler. Para, güç ve itibar konumlarından korkmamalılar, bunları ellerinden geldiğince serbestçe paylaşmalılar. Hizmeti hayatının merkezi haline getirip, hayattaki her türlü bolluğun ya da yoksunluğun sorumluluklarını üstlenmeleri gerekir. Kendini aldatma ve fırsatçılıktan, verimli ve cömert olma yoluna gidebilirler. Pozitifte hayırseverleri, negatifte pasif-saldırganları oluştururlar.

9 Bütünlük ve Bilgelik: Yüksek prensipleri kendi içlerinde bulmaları gerekir. Sonra bütünlüğe ve özü sözü birliğe ulaşarak, başkalarına örnek olurlar. Kendi kurallarını doğrulayacak bir hayat yaşamazlarsa, kendilerini sorgulamaya başlarlar. Küçük ya da büyük yollarla insanlığı etkileyen ve harekete geçiren kişiler olabilirler. Başkalarının fikirlerine ve seçimlerine saygı göstermeli, ama en önemlisi kendi kalplerinin sesine kulak vermeliler. İki yüzlülük ve fanatiklikten, bütünlük ve bilgelik yoluna gidebilirler. Pozitifte liderleri, negatifte fanatikleri oluştururlar.

0 İçsel Yetenekler: 0 hayat amacı içermez, daha çok içsel yetenekleri ve potansiyelleri temsil eder. Bunlar diğer sayının enerjisini arttırır ve incelmiş ya da güçlenmiş duyarlılık, kuvvet, etkileyici ifade ve sezgi niteliklerini anlatır. Birseyler farkındalıklarına bağlı olarak bu yeteneklerinden zevk alabilirler. İçsel korkulardan ve aşırı duyarlılıktan, uyumluluk ve hizmete tekamül yolunda gidebilirler. 

Recep Tayyip Erdoğan (26-2-1954) 29/11          Barack Obama (4-8-1961) 29/11
Abdullah Gül (29-10-1950) 27/9                         Vladimir Putin (07-10-1952) 25/7
Bülent Ecevit (28-5.1925) 30/3                           Angela Merkel (17-7-1954) 34/7
Sezen Aksu (13-7-1954) 30/3                            II Abdullah (30-1.1962) 22/4
Tarkan (17-10-1972) 28/10                                Mahmoud Ahmedinejad (28-10-1956) 32/5
Ajda Pekkan (12-2-1946) 25/7                          Angelina Jolie (4-6-1975) 32/5
Müslüm Gürses (7-5-1953) 30/3                         Lionel Messi (24-6-1987) 37/10
Gülse Birsel (11-03-1971) 23/5                          Cristiano Ronaldo (5-2-1985) 30/3
Fatih Terim (4-9-1953) 31/4                              Usain Bolt (21-8-1986) 35/8
Aziz Yıldırım (2-11-1952) 21/3                          Rafael Nadal (3-6-1986) 33/6
Orhan Pamuk (7-6-1952) 30/3                          Roger Federer (8-8-1981) 35/8
Turgut Özal (13-10-1927) 24/6                           Novak Djokovic (22-5-1987) 34/7
Ahmet Kaya (28-10-1957) 33/6                         Nietzsche (12-5-1844) 24/6
Türkan Saylan (13-12-1935) 25/7                     Madonna (16-8-1958) 38/11
Nazım Hikmet (17-01-1902) 21/3                     Sigmund Freud (6-5-1856) 31/4
Aziz Nesin (20-12-1915) 21/3                          Muhammed Ali (18-1-1942) 26/8
İsmet İnönü (24-09-1884) 36/9                        Brigitte Bardot (28-9-1934) 36/9